Demagojist
Demagojist
19 plays

Verdiğin kitabı okuduktan sonra hâlâ saklıyorum.
Altını çizdiğin cümleler, onları da silmedim.
Kitap ayracın papatyaydı.
Papatyalar soldu, çok kurudular.

Hiç görmediğin bir adamdım o gün; gördüğüne sevinmiştin. Ben de öyle. Hatta ilk kez birini görür gibiydim. Başkaydı.

..
(aradan geçen onca şeyden sonra)
..

Ne mi oldu?
Büyüdük.
Keşke büyümek için kötü bir insan olmamız gerekmese..

Hani kelimeleri böldüğün, başka anlamlar çıkardığın için ‘senden birgün öc alacaklar’ demiştim ya, bu belki daha sonra, çünkü ben de bölüyorum artık onları; aynı cümlede adın geçmesin, hiç değilse onlara da küsmeyeyim diye.

Kitabı yakında görmediğim birine armağan edeceğim.
İçinde papatyaların da olacak.
Altını çizdiğin cümleleri benim sanacak, başka bir alemde ‘bir’ olacağız düşünsene?

O bir kadın, papatyalara da benden daha Iyi bakacaktır.

Hoşçakal…

Yol ayrımı’ydı.

Üzerine hanımeli kokusu sinmiş yaseminlerle çevrili o dar ve tematik sokaktan geçmek gibi; hızlı ve alelacele yürüyüşün teslim olmuşçasına hazırola geçer.
An gelir düşünürsün; anımsanması gereken birşeylerin olduğuna inandırır o içten samimi fısıldayan ses..
Bir kalbin olduğunu, attığını, aslında yaşamı ne denli ıskaladığını, senin hayata karşı duraksadığını sandığında bile geriye baktığını, yanlış her adımın seni sen yapacak, benliğini sana bulacak kişiden uzaklaştığını en olmadık zamanda zihnine ağır bir çekiç misali örselercesine budayıp, midenin içinde kelebeklerin olduğuna inandıracak kadar yaklaşıp, seni orada bırakacak kadar da buz keser ve ardına bile bakmadan rüzgara sarmaş dolaş komplimanlar sunarak uzaklaşır.

‘Görüyorum’ dediklerimiz de bir aldatmaca değil mi zaten?
Peki ya ‘yanımda’ diyebildiklerimiz?
O an düşündüğümüz kişinin en yakında, başında, kafanın içinde, beynimizde büyüdüğünü farketmiyoruz.
Aşk da böyle değil midir?
Bağlılığın, sadakatin ve devamlılığın kuralını beynimizde tasniflenmiş halde yaşamıyor muyuz?

Uyumak yarı ölümdür derler; Ben bazı geceler seninle ölüyorum.
İyi geceler..

30 plays

Sesin..
Uzun olmuştu duymayalı terlediğimi hissedeli.
Zaman olmuştu seni beklediğimi farkedeli.
Ve çok uzaktı;
Doğrularımın yanlış , sebepleriminse sana çıktığı gerçeği.

Gözlerin..
Görmek mi gerekir irislerinde kaybolmak için.
İçinde kaybolmak mı gerekir baktığında sevmek için.
Ve hatırlamak için;
Eminim, sadece hissetmek yeterlidir.

Ellerin..
Dokunmadığım.
Tutmadığım.
Sıcağını duymadığım da olsa an içinde yanıp kor olacağımı bildiğim.

Sen..
Kalbin..
Ayırt etmiyorum hepsi benim…

20 plays


Çok kişiydik, ölümü beklenen.

20 plays

Başımda Sert bir ağrı.

Rüya görmeyi becerebilen biri değilim.
Bitmez o rüya; ya yarısında, ya da sonu kötü bitmeden uyanırım.
İyi de bitiremem.
Çokça hatırlayamadığım rüyalarım var.
Batıl inançlarım yoktur ama rüyayı yorumlatacak kişiler ararım sağımda solumda.
Çok rüya görmek, ne kadar yaratıcı düşünceye sahip olduğunla alakalıymış.
Buna inanmıyorum.

Uyudum;
4 gece 5gün önce bir rüya gördüm.
Coğrafyam kadar tarihleri hatırlamada da zayıfım.
(ilginçtir, doğum günleri ve yıl dönümlerini unutmuyorum)

Söz konusu rüyayı gören bir erkekse nihayetinde durum öznesi kadın oluyor*
Rüyanın seyri ve teması şuydu;
O hayatını yaşıyor, bense izliyorum, beni göremiyor ve duyamıyordu, seslendiğim de oldu, bakmadı.
Görünmez adamı oynuyordum.

Sırtı denize dönüktü.
O’nun tüm rüya boyunca baktığı yer; bir sahilin eskimiş kahverengi yarı mat boyalı bankından iskeleyi gören 3.sıradaki vapurun solunda kalan kısmıydı.
Martıların balıkları avladığını görebildiğiniz güneşli bir gündü, gökyüzü mavi ve açıktı.
Sıcak tenine değdiğinde yakıyordu.
Rüzgarsa güneşin tadını çıkarır gibi hafif esiyordu.

Hiçbir şey istemiyordum, sadece ona öylece bakmak, saçlarını koklamak, gülümseyişine (nasıl güldüğünü daha önceleri biliyorum) birkez daha tanık olmak.
Aslında güzel şeyleri beklemekten eşsiz gençliğimize haksızlık ediyoruz..

Murat Menteş’in Korkma Ben Varım romanında söylediği gibi: ” halbuki her birimiz zaten dokuzuncu kattan düşüyoruz. kimimiz üç saniyede, kimimiz yüz senede. bu kadar basit.” ..
Düşüyordum, ama zaman yoktu, amansız & anlamsızdı.

‘Biraz sonra uyanacağım’ o an aklıma gelseydi, onu elinden tutar ve denize atlardım.
Boğulursam belki onunla uyanırım diye.

Sesimi duyurabilseydim eğer “benim gördüğümü sen de görüyor musun?” derdim ona.
Gözlerine belki bakarım diye.

Rüyayı tüm detayıyla değil ama o anki profilini resmedecek kadar hatırlıyorum.
Uyandığımda “sana -yokluğuna- alışmamalıyım” gibi anlamsız bir düşünce çarptı yüzüme.
Kendime.
Kendi kendime.

Hatırladıkça beyaza karaladım, saçları siyahtı, siyahı sever bir hâli vardı.
Karanlıktı.
Fakat karamsarlıkla alakası yoktu, adını duyduğunuzda hemen sonra gülüşü gelecek, an sonra yüzünü dönecek gibiydi.
Görünen tam olarak Alegori de değildi.

Burada mutluluğu resmettim demiyorum, ben çizemesem de o çok güzel*
Çizdim bu kadar oldu:

Umut sadece soytarılarındır, ne soyut ne de somut umut, yoktur.
En düşüncesiz kaldığın anda viral olarak gelişir.
“benim hâla umudum var” diyebilen her kişi, kendine farklı bir işkence şekli seçmiştir, ötesi değil.

Biri hayatınızın bir parçası olur, farkında olmaz, olduramazsınız.
Ve bu da, O’luru olmayanlardan biriydi..
Rüzgar tüm gayretiyle esse de saçları savrulmayacak, yüzünü, gözlerini, O’ndaki beni göremeyeceğim kadar benden uzaktı..

Uyandım…


_____
(Biz büyüdük ve Dünya duygular için imâ denen kılıfa teslim oldu)

Yakılıp bırakılan kağıt gibi; kütle kaybeder, alevle öpüşür, rengi değişir & kararır, yalnızlaşır, küçülür, yanarak üşür, üstü altına gelir de bükülür, öyle üzülür ki rüzgar gelir savurur.

Yüzüne vuran yağmur gibi: önce bir hiç, sonra sen gibi hiçlerin toplandığı uçan beyaz pamuk, hiç birini tanımazsın, tanımazsın ve kimileri sana bakar da kendini hayallerde bulur, bulut? , evin olur, diğerleriyle, el ele, beraber, birlikte, mutluluk? , sonra zaman gelir ağırlaşır, ağırlaşırsın, bulunup evin saydığın yere ağır gelirsin, sen, sen değil onlara dönersin, diğerleri göz göze gelir, mahşer?, aşağı düşmeye başlarsın, başlarsınız, tersine* el ele tutuşmak düşüşü tetikler olur, çözüm yoktur, düşersin, yer yüzünü görürsün, ürker, ağlar, kusar, susarsın, damladan suya dalan sen, suya susayan da sen olursun, aşağıda onlarcası, binlercesi, insan? ,hepsi yalnız, bir başına, ayrı, birinin yanağına düşersin, bir diğeri daha seninledir, o kadar beraber orada olursunuz ki onu ağlamış gibi gösterirsin, ağlıyordur da, seninle gülümser, an irkilir, yukarı bakar, beyaz pamuk, bulut? , iç çeker, hayal kurar, uzaklaştığını görür, ve üzerinde sana aday binlerce hiç…

19 plays

Arka-daş (Sağda solda değil, arka’daki)


Gittiğinde adını değil, acını bıraktın.
Ama İyi baktım ona.
Onunla yaşadım, nefes aldım, şarkılar söyledim.
Hep seni andım.
“Burası soğuk, üşüyorum” dediğinde;
O cümleyi en olmayacak yerde, kalbimde sakladım.
Damarlarımda gezindin, en hücreme işledin.

Zaman geçti, yanımda olmadığın günler büyüdü, bense küçüldüm.
Ardından kalan acı bıraktığın gibi durmadı;
Sevdi, büyüdü, kocaman oldu orada.
Acı diyorum, nihayetinde gelişini beklemek eritti, bitirdi.
En klişe “nen var?”lara bahaneler uydurdum.
“İyiyim ben” dedim.
İyi değildim.

“O kim?” diye soranlara “Biz” dedim, diyebildim.
Fakat kimseye adını vermedim.

Özlem nedir, neye denir yaşayarak öğrendim.
Çok şey öğrendim, ama beni üzen şeyleri sevemedim.
Arabesk günlere bile bulandım, beklemekle yoğruldum.

Sonra sen çıkageldin.
Sarıldım içime sokarcasına.
Sonra kalbimde büyüttüğüm acını gösterdim sana.
Tanımadın, üvey evlat gibi bile sevemedin.
Sevmedin.
Bu acı benim değil senindi bunu unuttun.
Benim olmayanı saklayacak değildim;
Kovdum, tutundu var gücüyle.
Ama çıkmadı, çıkaramadım bir türlü.
Yordu.
Yoruldum.
Çelişkiden kavruldum.
Bunu bilerek ‘daha da’ uzaklara sardı, saklandı.
Şimdi orada.
Uykuya dalmakla can çekişmek arasında debeleniyor her ismini duyduğumda..
Dedim ya acı bu, acın, acı’mız’ .

“Duygusallık beni köreltiyor” derdim hep.
O denli köreltir ki şuan bile mantıksızlık içinde kulaçlar atar haldeyim.
Burada farkımız, körelen ben, kör olan sendin.
Kabul etmedin.
Biliyordum, biliyordun, ama kabul etmedin.
Belki ben olsam, ben de kabul etmezdim.
Yargıladığım adamlara dönüşmek hoş değil.
Hemde senin karşında..

Dünya bir yana sen bir yana değil söylediğim,
Tanıdığım tek yaşanılası yer sendin oysa*
En ulu.
En orta.
Ulu ortada…
Umarsızca..

Gitmeden önce son bir şey:
Ya -benimle ol.
Ya da -benimle öl ..


~
Mısır tanelerine aldanan umudun, koçanıyla kovalandığı bir gün.
~

80 plays

senin gelişin
ne zamandan beri
ne zamandan ileri-
biliyorum :
ilk oluşumdan beri
ilk yazışımdan ileri.

‘aruoba

Gelecekteki sevgiliye mektup*

Aşk evren güneş istanbul rock sms gece uzak pena godard hıçkırmak yetmeyenherşey dans gelecek umut duş avuç internet tiyatro daha ses fazla özlem yalnızlık sen ben benim müzik kayık saçların ortaçgil korku fotoğraf tren ismin doğa kokun hayal gece freud yaşam floyd çılgınlık felsefe ayyüzeyi senin gitar bekleyiş hissetmek yarın yelkenli dokunuş seni seviyorum bitti…

Ayşe Tüter ve pişen yemeğin buharı

Son günlerde Ayşe Tüter gibi hissediyorum kendimi; ezilmiş,bozulmuş ve bitkin kimyaları pişirip iyi ediyorum, sonra da derinlerden gelen bir klavsen sesiyle izleyiciye sunuyorum - uğurluyorum. Tadı nasıl olmuş diye bakmadan.. 
Güzel olacak ki epey taliplileri de çıkıyor…  
Ve kimi zaman bende kalsınlar istiyorum, paylaştıktan sonra gün yüzü görmemiş her çatal darbesinde yine bana dönecekleri için*
 
Artık Ayşe Tüterliği bırakmalı, ya da izleyicinin yanında oturmalıyım..
 Okunabilen sesli düşünceler.
09 Haziran 2010

Ayşe Tüter ve pişen yemeğin buharı

Son günlerde Ayşe Tüter gibi hissediyorum kendimi; ezilmiş,bozulmuş ve bitkin kimyaları pişirip iyi ediyorum, sonra da derinlerden gelen bir klavsen sesiyle izleyiciye sunuyorum - uğurluyorum.
Tadı nasıl olmuş diye bakmadan..
Güzel olacak ki epey taliplileri de çıkıyor…
Ve kimi zaman bende kalsınlar istiyorum, paylaştıktan sonra gün yüzü görmemiş her çatal darbesinde yine bana dönecekleri için*

Artık Ayşe Tüterliği bırakmalı, ya da izleyicinin yanında oturmalıyım..



Okunabilen sesli düşünceler. 09 Haziran 2010
Ozan Zarcı